Basın Açıklaması

Tarihi iklim konferansı öncesinde, küresel hareketler Santa Marta’da bir araya gelerek “Fosil Yakıtlardan Arındırılmış Bir Geleceğe Yönelik Hızlı, Eşitlikçi ve Adil Bir Geçişe Dair Halk Bildirgesi”ni yayınladı

26 NİSAN 2026, SANTA MARTA, KOLOMBİYA – 50'den fazla ülke, Kolombiya ve Hollanda hükümetlerinin ortaklaşa düzenlediği İlk Uluslararası Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı için bir araya gelmeye hazırlanırken, sivil toplum örgütleri, ön saflarda yer alan topluluklar, Yerli Halklar, Afrika kökenli insanlar, kadınlar, gençler ve işçilerden oluşan güçlü bir küresel koalisyon bugün, Fosilsiz Bir Geleceğe Yönelik Hızlı, Eşitlikçi ve Adil Bir Geçiş için Halk Bildirgesini resmen yayınladı.

 Kömür ihracat limanı Santa Marta'dan yayınlanan Bildirge, insan hakları, enerji demokrasisi ve iklim adaletine dayalı adil bir geçiş için kesin bir yol haritası işlevi görüyor. Aylar süren kolektif diyaloglar sonucunda oluşturulan Halk Bildirgesi, çeşitli küresel talepleri tutarlı bir vizyon altında birleştirerek, müzakere döneminin geride kaldığını ve uygulama döneminin başlaması gerektiğini vurguluyor.

Bildirge, iklim krizini kapitalizm, sömürgecilik ve militarizme dayanan küresel sistemin doğrudan bir sonucu olarak ele alıyor ve fosil yakıt bağımlılığını jeopolitik saldırganlıkla açıkça ilişkilendiriyor. Bildirge, hükümetlere Küresel Kuzey’in Küresel Güney’e olan devasa ekolojik borcunu tanımaları için acil bir çağrıda bulunuyor.

Koalisyon, yakında kurulacak “gönüllü ülkeler koalisyonu”ndan, fosil yakıtların hızlı, adil ve finansmanı sağlanmış bir şekilde kullanımdan kaldırılmasına yönelik somut ve bağlayıcı mekanizmalar taahhüt etmesini talep ediyor; bu süreç, sahte çözümleri reddedmeli ve toplulukların ve gezegenin hayatta kalması için hayati önem taşıyan, koşulsuz, borç yaratmayan kamu finansmanı ile tam tazminat sağlamalıdır.

Borç ve Kalkınma Üzerine Asya Halkları Hareketi (APMDD) koordinatörü Lidy Nacpil şunları söyledi: “Bu hafta dünyanın gözü Santa Marta’da. Biz buradayız çünkü hükümetlere, adil bir geçişin topluluklarımız için bir hayatta kalma meselesi olduğunu, bunun için muazzam bir kamu iklim finansmanı ve Küresel Güney’e olan iklim borcunun tam olarak tazmin edilmesi gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Burada, “gönüllü koalisyon”un, sahte çözümleri reddeden ve halklarımızı ve gezegenimizi ayakta tutmak için gerekli olan koşulsuz, borç yaratmayan kaynakları sağlayan, hızlı, adil ve finanse edilmiş bir fosil yakıt kullanımından vazgeçme süreci için net taahhütler ve somut mekanizmalar üretmesini sağlamak için bulunuyoruz.”

İklim Eylem Ağı (CAN) Uluslararası’nın Genel Direktörü Tasneem Essop şunları vurguladı: “Küresel Güney, yalnızca yeni-sömürgeci bağımlılığımızı derinleştirmeye yarayan gönüllü taahhütleri kesin bir dille reddediyor. Bizler, hükümetlerin sömürgeci sömürünün zincirlerini bir kez ve sonsuza dek kırmak için siyasi irade göstermelerini talep etmek üzere buradayız. Santa Marta’daki ülkeler, hızlı, adil ve tam olarak finanse edilmiş bir aşamalı kaldırma süreci için bağlayıcı taahhütler ve somut küresel mekanizmalar oluşturmalıdır. Bu, sömürgeci kapitalizmin kök nedenleriyle yüzleşmeyi, sahte çözümleri reddetmeyi ve egemenliğimizi geri kazanmak ve halklarımızın ve gezegenimizin hayatta kalmasını sağlamak için gerekli olan koşulsuz, borç yaratmayan tazminatları sağlamayı gerektirir.”

Alianza Colombia Libre de Fracking üyesi, Amarilys Llanos şunları söyledi: “ 15 ilkeye dayanan ‘Fosil Yakıtsız Bir Geleceğe Hızlı, Eşitlikçi ve Adil Bir Geçiş için Halk Bildirgesi’, Santa Marta’da bir araya gelen 50 hükümetin adalet temelli uluslararası işbirliği için bağlayıcı mekanizmalar oluşturmak üzere izlemesi gereken tek yol olarak öne çıkıyor. Mesaj açık: hükümetler ilkelerimizi, bölgelerin ve toplulukların egemenliğine saygı duyan somut eylemlere dönüştürmelidir.”

Bildirge, adil bir geçiş için aşağıdakileri merkez alan 15 ilkeyi ortaya koymaktadır:

1. Hızlı, Dönüştürücü ve Bilim Temelli: Geçiş, yerli, atalardan miras kalan halk bilgisine dayanırken, aynı zamanda titiz iklim biliminin rehberliğinde (ısınmayı 1,5 °C ile sınırlamak ve 2050’ye kadar gerçek sıfıra [salıma] ulaşmak) gerçekleştirilecek sistematik bir dönüşüm olmalıdır.

2. Adil ve Eşitlikçi (Tarihsel Sorumluluğa Dayalı): Küresel Kuzey'in tarihsel ve süregelen sorumluluğunu kabul eder; bu sorumluluk, Küresel Kuzey'in kademeli olarak azaltma sürecinde öncülük etmesini ve Küresel Güney'e tazminat olarak yeterli, hibe temelli iklim finansmanı sağlamasını gerektirir.

3. Enerji Yoksulluğu ve Evrensel Erişim Sorunlarının Ele Alınması: Enerjiyi bir kamu malı olarak ele alır ve merkezi olmayan, topluluğa ait sistemlere öncelik vererek, yeterli, sürdürülebilir, cinsiyet eşitliğine dayalı ve ırkçılık içermeyen enerjiye erişim hakkını evrensel olarak garanti eder.

4. Verimlilik, Yeterlilik, Egemenlik ve Sorumlu Kullanım: Aşırı tüketimin (özellikle seçkinler ve şirketler tarafından) ve maddi yeterliliğin sermaye birikiminden daha öncelikli olduğunu kabul eder ve “yeşil” geçişler için bile sömürgeci modelleri reddeder.

5. Enerji Demokrasisi ve Egemenliği: Enerji sistemlerinin demokratik, toplumsal ve kamusal mülkiyetini teşvik eder; planlama sürecine geniş katılım sağlanarak kararların şirketler yerine halklar ve bölgeler tarafından alınmasını garanti eder.

6. İnsan Odaklı İnsan Hakları ve Kapsayıcılık: İşçilerin, kadınların, göçmenlerin, Yerli Halkların, Afrika kökenlilerin, gençlerin ve ötekileştirilmiş kesimlerin haklarını merkeze alır; cinsiyet, ırk, sınıf ve kast temelli ayrımcılığı aktif olarak ortadan kaldırır.

7. Toprak, Su ve Doğal Kaynakların Demokratik Yönetimi: Doğal mirasın adil yönetimini sağlar; biyolojik çeşitliliği, su güvenliğini ve gıda sistemlerini korurken, komünal ve yerli halkların toprak haklarına saygı gösterir ve agroekolojiyi teşvik eder.

8. Geçiş Minerallerinin Sürdürülebilir ve Adil Yönetimi: Geçiş minerallerinin madenciliğinde sıkı insan hakları ve çevre standartlarını zorunlu kılar, sömürgeciliği reddeder, döngüsel ekonomiyi teşvik eder ve minerallerin militarizm amaçlı kullanımını yasaklar.

9. Ekolojik Adalet, Bütünlük ve Yenilenme: Doğa Haklarına saygı gösterirken, biyolojik çeşitliliği koruyarak ve ekosistemleri onararak, sadece kademeli olarak sonlandırmanın ötesine geçip yenileyici gelişmeye yönelir.

10. Yeterli ve Adil Finansmanın Harekete Geçirilmesi: Finansal engellerin kaldırılmasını, meşru olmayan borçların silinmesini ve Küresel Kuzey’den, politika şartları olmaksızın tazminat niteliğinde, yeterli, kamusal ve borç yaratmayan iklim finansmanının sağlanmasını talep eder.

11. Yanlış Çözümler Yok: Karbon yakalama (CCS/BECCS), nükleer enerji, hidrojen/amonyak birlikte yakma, karbon piyasaları, büyük ölçekli biyoenerji ve atık yakma gibi, aşamalı olarak ortadan kaldırmayı geciktiren veya topluluklara zarar veren dikkat dağıtıcı unsurları açıkça reddeder.

12. Egemenlik, Barış ve Küresel Adalet: Karbonsuzlaşmayı askerden arındırma ile ilişkilendirir; savaşların ve militarizmin emisyonların başlıca nedenleri ve adaletin önündeki engeller olduğunu savunur; saldırganlığın ve işgalin sona ermesini ve askeri harcamaların yaşamı sürdürmeye yönelik sistemlere yönlendirilmesini talep eder.

13. Telafi Edici ve Dönüştürücü Adalet: Tarihsel eşitsizlik yapılarının (sömürgecilik, kölelik, patriarka) ortadan kaldırılmasını ve fosil yakıtların çıkarılması ve kullanımından kaynaklanan zararlar için tazminat sağlanmasını gerektirir; buna Atlantik Ötesi Köle Ticareti’nin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanınması da dahildir.

14. Uluslararası Dayanışma ve İşbirliği: Farklılaşmış sorumluluklar, teknoloji paylaşımı ve bağlayıcı bir Fosil Yakıt Anlaşması'na destek temelinde küresel işbirliği çağrısında bulunur; yeşil sömürgeciliği ve çok taraflı süreçlerin şirketler tarafından ele geçirilmesini reddeder.

15. Sistem Değişimi: İklim krizinin, kapitalizm, patriarka, ırkçılık ve sömürgecilikten uzaklaşarak, yenileyici, demokratik ve eşitlikçi bir düzene doğru ekonomik, siyasi ve toplumsal sistemin kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandırılmasını gerektirdiğini savunur.

Bildirge, acil ve somut adımlar atılmasını talep ediyor:

Isınmayı 1,5 °C’nin altında tutma hedefiyle uyumlu ve 2050 yılına kadar küresel gerçek sıfır emisyona ulaşmayı amaçlayan, fosil yakıtların tam, eşitlikçi ve adil bir şekilde kullanımdan kaldırılması

%100 yenilenebilir enerjiye hızlı, doğrudan, eşitlikçi ve adil bir geçiş; yenilenebilir enerjiye eşitlikçi ve evrensel erişimin sağlanması

Geçişin önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve çözümlerin aranması

Kapsamlı ve adil bir geçiş

Halk Bildirgesi, dünya çapında toplulukların adil bir geçiş için siyasi irade talep etmek üzere harekete geçtiği “Fossil Free Rising” (Fosilsiz Yükseliş) başlığı altında düzenlenecek küresel eylem günleriyle desteklenecektir. Hareket ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) yakın zamanda verdiği Danışma Görüşü'nün, devletlerin harekete geçme konusunda bağlayıcı bir yasal yükümlülüğü olduğunu teyit ettiğini ve bu nedenle daha fazla gecikmenin uluslararası hukuku ihlal edeceğini vurgulamaktadır.

Basın Açıklaması bu adresteki metinden çevirilmiştir:
https://fossilfreerising.org/declaration-press-release

FOSİL YAKITLARINDAN ARINMIŞ BİR GELECEĞE YÖNELİK HIZLI, ADİL VE EŞİTLİKÇİ BİR DÖNÜŞÜM İÇİN HALK BİLDİRGESİ (BÖLÜM I)

I. Küresel Bağlam

A. Saldırı ve Yıkımın Jeopolitiği, Fosil Yakıtlara Bağımlılık ile Petrol, Doğal Gaz ve Enerji Krizi

1. Her türlü işgal, saldırı ve istila eylemi; yol açtığı büyük can kaybı, insanların yerinden edilmesi, insanlık acılarının ve güvencesizliğinin artması, insan haklarına yönelik aşırı istismar, hayati altyapıların tahrip edilmesi, ekolojik yıkım, uluslararası hukukun sistematik olarak çiğnenmesi ve ulusal egemenliğin ihlali nedeniyle son derece kınanması ve mahkum edilmesi gereken eylemlerdir.

2. Bu bildiriyi, diğer Küresel Kuzey ülkeleri tarafından desteklenen ve geçit verilen ABD-İsrail yıkım jeopolitiğinin ortasında yayınlıyoruz. ABD ve İsrail hükümetleri, diğer uluslara ve halklara karşı savaş ve saldırı eylemlerinden suçlu olan tek taraf olmasa da, bugün küresel durumu esasen onlar belirlemektedir. ABD ve İsrail, İran, Venezuela ve Lübnan'a yönelik askeri saldırılardan, Küba'ya uygulanan yasadışı ablukadan ve Filistin'e karşı devam eden yıkıcı soykırımdan sorumludur. Yüzbinlerce kişinin ölümünden, gereksiz iklim ve çevre kirliliğinden ve okullar, hastaneler, evler ve kültürel alanlar gibi sivil altyapının tahrip edilmesinden sorumludurlar. Çok taraflı sistem ciddi şekilde zayıflatılmaktadır ve çok taraflılığın aşınması, dünyanın her yerindeki halkların hakları için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Tüm bunlar, ABD liderliğindeki emperyalist ittifakın kaynaklar ve dünya ekonomisi üzerindeki küresel kontrolünü sürdürebileceği bir dünya düzenini korumak içindir. Dünya halkları bedelini öderken, milyarderlerin ve şirketlerin cezasızlığını ve kârlarını koruyan bir dünya düzeni.

3. ABD ve İsrail öncülüğündeki çatışmalar, küresel petrol, doğalgaz ve enerji krizini hem tetiklemiş hem de şiddetlendirmiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki dalgalanma, küresel ekonomiye yansıyarak enerji, gübre, gıda, ulaşım ve temel hizmetlerin maliyetlerini artırmaktadır. Bu sistemik şokların yükü, orantısız bir şekilde işçi sınıfı, yoksul topluluklar ve Küresel Güney ülkeleri tarafından üstlenilmektedir. ABD önderliğindeki emperyalist ittifak, aynı zamanda askeri ve yapay zeka için kritik öneme sahip minerallerin kontrolünü ele geçirmeye, Çin'in maden işleme üzerindeki kontrolüne karşı koymaya ve enerji ve kaynak tüketimindeki mevcut eşitsizliği sürdürmeye çalışmaktadır.

4. Küresel petrol, doğalgaz ve enerji krizi, enerji, gıda sistemleri, petrokimya ve arazi kullanımını kapsayan fosil yakıt bağımlılığının doğasında var olan yapısal tehlikeleri daha da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Fosil yakıtlar sadece ekolojik çöküşün başlıca nedenleri olmakla kalmaz, aynı zamanda temelde istikrarsızdır, jeopolitik manipülasyona açıktır ve ekonomik istikrarı bozar. Kriz, bir “geçiş yakıtı” olarak ısrar edilen fosil gaz efsanesini kesin bir şekilde çürütmekte ve bunun yerine onu sürekli bir güvensizlik ve çatışma kaynağı olarak ortaya koymaktadır. Kriz ayrıca, Küresel Güney'de ve Küresel Kuzey'deki ötekileştirilmiş halklar ve topluluklar arasında fosil yakıt bağımlılığının içkin derin adaletsizliklerini de ortaya koymaktadır. Küresel emisyonlara en az katkıda bulunmuş olan uluslar, halklar ve topluluklar, şimdi artan yaşam maliyetleri, iklim kaynaklı felaketler ve enerji güvensizliği ile kuşatılmış durumdadır.

5. Kriz, kömür ve gaz altyapısının genişletilmesi ve bunlara son verilmesi taahhütlerinin askıya alınması da dahil olmak üzere, iklim, enerji, çevre ve bunlarla ilgili mali ve finansal politikalarda geri adım atılmasını meşrulaştırmak için kullanılıyor. Bu stratejik geri dönüş, iklim acil durumunu daha da ağırlaştırıyor ve uzun vadeli ekolojik zarara yol açıyor.

6. Birçok Küresel Güney ülkesi, sömürge sonrası kalıpların tuzağında kalmaya devam etmektedir: ihracata yönelik özel ürünler üretirken ithalata bağımlılık, fosil yakıt bağımlılığı ve Uluslararası Finans Kuruluşları (UFK’lar), ihracat kredi kurumları, ikili kalkınma finansmanı kurumları ile özel finans kuruluşları ve serbest ticaret anlaşmaları tarafından desteklenen politika rejimleri aracılığıyla petrodolar riskine maruz kalma. Bu rejimler, kısa vadeli kârların ve hissedar getirilerini en yüksek düzeye çıkaran dolar bazlı eski sözleşmelere ve devlet garantilerine; fosil yakıt endüstrisinin kârlarını garanti altına alırken riski kamuya yükleyen katı kapasite ödemelerine dayanmaktadır. Bu düzenlemeler, maliyetli fosil yakıt üretimini pekiştiriyor, ödemeler dengesi üzerindeki baskıları artırıyor ve yurt içindeki fosil yakıt kullanımının yaygınlaşmasını teşvik ederken, kemer sıkma odaklı çerçeveler, dağıtık ve alternatif enerji süreçlerine yapılan yatırımları sistematik olarak dışlamaktadır.

7. İklim felaketine yol açan şirketler ile küresel militarizmi körükleyenler arasında derin bir yakınlaşma söz konusu. Emperyalist güçler, kaynak kontrolünü ve jeopolitik etkilerini pekiştirmek için fosil yakıt devleriyle işbirliği içindedir; Chevron, Total Energies, British Petroleum ve Shell gibi şirketler, küresel savaş makinesini ayakta tutmakla kalmayıp, bunun sonucunda ortaya çıkan yıkımdan rekor düzeyde kâr elde etmektedir.

8. Fosil yakıt tedarik zincirleri, esasen birer savaş tedarik zinciri olarak işliyor: Emtia tüccarları, rafineriler, sigorta şirketleri ve nakliye firmaları, çok taraflı denetimin olmadığı bir yönetim boşluğu içinde faaliyet göstererek askeri saldırganlıktan kâr elde ediyor ve bunun önünü açıyor. Bu olgu, hidrokarbonların ötesine bile uzanıyor. Kritik mineraller için giderek kızışan yarış, -hem geleneksel hem de “yeşil” kaynak çıkarma endüstrilerinde- denetimsiz şirket gücünün, çatışmaları ve mülksüzleştirmeyi giderek daha fazla körüklediğini gösteriyor. Tedarik zincirleri soykırımı, ekolojik yıkımı ve yasadışı işgali aşırı bir cezasızlıkla sürdürmeye devam ederse, bu geçiş “adil” olarak değerlendirilemez. Tüm sektörlerdeki çok uluslu şirketler, militarizmin, sömürgeciliğin, işgalin ve emperyalist savaşların sürdürülmesinde derin bir suç ortaklığı içindedir.

9. Devlet düzeyindeki enerji ambargoları, aracı şirketler, “bayrak değiştirme”, AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) manipülasyonu ve üçüncü ülkelerde rafine etme yoluyla sistematik olarak aşılmaktadır. Bu tür yaptırımları uygulamaya koyacak veya taraf şirketleri sorumlu tutacak bağlayıcı bir uluslararası düzenleme şu anda bulunmadığından, bu tür kaçakçılık taktikleri yaygınlaşmaktadır.

10. Küresel kapitalist sistem ve ekonomik düzende büyük bir dönüşüm, çalkantı ve istikrarsızlık döneminden geçiyoruz. Ekonomik, toplumsal ve çevre krizleri, insanların yaşam koşullarını kötüleştiriyor ve toplumsal iyileşme beklentilerini boşa çıkarıyor. Bu istikrarsızlık ve çekişme döneminde, dünya çapında nefret ve korku siyasetini harekete geçiren, çoğu neo-faşist özellikler taşıyan aşırı sağcı, yabancı düşmanı, patriarkal güçlerin yükselişine de tanık oluyoruz. Dünya çapında aşırı sağın, faşizmin ve savaşların ilerlemesi; iklim krizini, halkların ve doğanın sömürülmesini daha da şiddetlendiriyor.

B. Şiddetini Artıran İklim Krizi ve Giderek Artan Etkileri

1. İklim krizi şiddetini artırmaya devam etmekte ve tüm küresel bölgelerde etkilerinin giderek artması ve birikmesiyle kendini göstermektedir. Bu sonuçlar temelde dengesiz bir şekilde dağılmış olup, kırsal alanları, ormanlara bağımlı toplulukları, kıyı bölgelerini, göçmenleri (yerinden edilmiş, vatansız, belgesiz, sığınmacı ve mülteciler dahil), yerli halkların yaşadıkları bölgeleri ve etnik ya da kolektif toprakları aşırı derecede zorlamaktadır. Bu bölgelerde iklim riskleri, tarihsel ötekileştirilme, ırkçılık ve iktidarın sömürgeciliği, yetersiz kurumsal varlık gibi miraslarla kesişmekte ve kaynaklara erişimi kısıtlamaktadır. Bu etkilerin şiddeti tekdüze değildir; belirli bölgelerde ve belirli sosyal kesimlerde ortaya çıkan kayıp ve hasar, köklü yapısal eşitsizlikleri ve kırılganlıkları yansıtacak şekilde çok daha şiddetlidir.

2. Sıcak dalgaları, seller, kuraklıklar, fırtınalar ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti endişe verici bir hızla artmaktadır. Aynı zamanda, östatik1 deniz seviyesinin yükselmesi, tüm topluluklar ve alçak rakımlı ülkeler için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır. Bu çevresel şoklar, tarım sistemleri üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı yaratarak yaygın gıda güvensizliğine yol açmakta ve su döngülerini dengesizleştirmektedir. Geçim kaynakları yok olurken, iklim kaynaklı yerinden edilme ve göç artmaya devam etmekte ve bölgesel istikrarın bozulmasını hızlandırmaktadır.

3. Bakım ekonomisi, bu istikrarsızlığın büyük bir kısmını görünmez bir şekilde üstlenmektedir: Kamu hizmetleri çöktükçe ve geçim kaynakları kaybedildikçe, kadınlardan, kız çocuklarından ve farklı gruplardan, ev ve topluluk içindeki ücretsiz emek yükünü artırarak birer şok emici görevi üstlenmeleri beklenmektedir. Bu toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü ortadan kaldırılmalı; tanınmayan, karşılıksız ve desteksiz kalan bakım emeği ise görünür kılınmalı, değer verilmeli, bu alana yatırım yapılmalı ve yeniden dağıtılmalıdır.

4. Küresel Güney, Küresel Kuzey’deki ötekileştirilmiş topluluklarla birlikte, iklim krizinin ortaya çıkışına ve günümüzdeki şiddetine önemsiz bir katkıda bulunmuş olmasına rağmen, bu krizin en ağır yükünü omuzlarında taşıyor. Bu durum, sorunun özünde yatan sistemsel eşitsizliği ortaya koyuyor: Küresel nüfusun en zengin %10’u tüm emisyonların neredeyse yarısından sorumluyken, en yoksul kesimin katkısı ise ihmal edilebilir düzeyde. Sorumluluk ile kırılganlık arasındaki bu uçurum, iklim politikasında adalet odaklı bir yaklaşımın gerekliliğini vurguluyor.

5. Kasırgaların şiddetlenmesi, sel felaketleri ve tuzlu su girişi, geçim kaynaklarını, gıda ve su sistemlerini ve toplumsal uyumu ciddi şekilde tahrip etmektedir. İşçiler, çiftçiler ve balıkçılar, çocuklar ve gençler, kadınlar, göçmenler, Yerli Halklar, Afrika kökenliler ve ötekileştirilmiş gruplar orantısız bir şekilde etkilendiğinden; uygulanabilir herhangi bir küresel müdahale, bu grupların ön saflardaki deneyimlerine öncelik vermeli ve uyum, dayanıklılık, kayıp ve hasar ile adil geçiş program ve mekanizmalarının eşit ve yeterli şekilde finanse edilmesini ve yerel düzeyde yönetilmesini sağlamalıdır.

6. Bu kriz, ekonomik göstergelerin ötesine uzanmaktadır. Aynı zamanda, günümüz politika çerçevelerinde büyük ölçüde göz ardı edilen, can kaybı ve yerinden edilme gibi geri dönüşsüz ekonomik olmayan kayıplara da yol açmakta; kültür, kimlik, geleneksel bilgi ve toprak bağlarının aşınmasına neden olmaktadır.

7. Fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliği, dünyada erken ölüm ve sağlık sorunlarının başlıca nedenlerinden biridir ve bu durum sağlık sistemi üzerinde muazzam bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Dahası, fosil yakıtların sağlık üzerindeki zararlarının tam boyutu, aşağıdakiler dahil birçok ilgili konuda araştırma eksikliği nedeniyle muhtemelen hafife alınmaktadır: fosil yakıt yaşam döngüsünün yanma dışı yönlerinden (keşif, çıkarma, işleme, nakliye ve bertaraf; bunlara açık deniz keşifleri, sondaj, gaz yakma ve petrol sızıntıları ile petrokimyasallar da dahildir) kaynaklanan sağlık zararları; bu zararlar en büyük etkiyi Küresel Güney'de göstermektedir.

8. IPCC’nin 1,5 °C’lik Küresel Isınma Özel Raporu ve Altıncı Değerlendirme Çalışma Grubu raporları, iklim krizinin aciliyeti ve 1,5 °C eşiğinin aşılması anlamına gelen “aşım” ile ilişkili geri dönüşü olmayan zararlar konusunda yadsınamaz bir bilimsel fikir birliği sunmaktadır. Mevcut küresel politikaların yaklaşık 2,9°C'lik bir sıcaklık artışına yol açacağı tahmin edilirken, mevcut Ulusal Katkı Taahhütleri (NDC'ler), tam olarak uygulanmış olsalar bile, ısınmayı yalnızca 2,5–2,6°C ile sınırlayacaktır. Bu gidişat, 1,5°C sınırını aşmakta ve mevcut taahhütler ile ekolojik çöküşü önlemek için gerekli dönüştürücü eylemler arasında felaket niteliğinde bir uçurum olduğunu ortaya koymaktadır.

9. Ayrıca, küresel iklim stratejileri, sanayi ve hayvancılık sektörlerinden kaynaklanan muazzam emisyonları görmezden gelmeye devam ediyor. Fosil yakıtlara olan yoğun bağımlılığın bir sonucu olarak, metan gaızının en büyük tek insan kaynaklı kaynağı olan bu sektör, kırılgan toplulukların varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu su döngülerini ve gıda sistemlerini aktif olarak istikrarsızlaştırmaktadır.

-----------------------------------------------------

1 Östatik, buzul erimesi veya iklim değişikliği gibi etkenlerle, dünya genelinde deniz seviyesinde meydana gelen küresel ve eş zamanlı yükselme veya alçalma hareketlerini ifade eder. Karalardaki buzulların erimesiyle okyanus hacminin artması sonucu kıyı çizgilerinin değiştiği, genel su hacmi değişimine dayalı bir jeolojik kavramdır.

Türkçeye çeviren: Reha Alpay

Bildirgenin bağlam bölümü bu adresteki tam metinden çevirilmiştir:
https://fossilfreerising.org/declaration